13 Şubat 2019 Çarşamba

SAĞIM SOLUM SOBE...

Hayatımdan bir kesit...

Hadi bunlar böyle, obez, yalancı, iyide 80 lerden beri asker, devlet, hükümetler bunların neden yuvalanıp her kapıda  palazlanmalarına gözyumdu?!

Çünkü ordu evlerinde iki günlük sakalı var diye ve yine, türban değil, bildiğimiz anne ve babaannelerin baş örtüsü var diye yaşlı vatan perver insanlarımızın onurlarını rencide edip kapıdan çevirmekle meşguldular. Generalin kızının keyfi olsun diye ordu evi, fenerbahce, düğün için bir ayda arka arkaya üç kere boyanıyordu. Gelin adayımız beğenene kadar. Bildikleri vatanperverlik buydu sanki. 

Kıbrısta askerdim, yedek subay, yiyecek doğru dürüst karavana çıkmazdı, yıkık toprak evlerde yattık, araziye pislemek zorunda kaldık, toprakla taharetlendik ama paşanın özel şöforü, ahçısı, barbeküsu, malum maraş ordu evinde daimi suiti, yine kendi ayrıcalıklı özel yemek menüsü ve küvetli banyosu vardı. Görevini bitirip ayrılırkende malum kapalı bölgesinden kurtardıklarını/ çaldıklarını taşımak için iki askeri uçak kaldırıldı.

Birde geri zekalı Kıbrıslı esnafın niye geldiniiiiz? Biz burada iyiydiiiik gibi yamuk ağızlarıyla yaptıkları suçlamaları vardı. 

Sağlığım çok bozulmuştu. Yakarcaların eziyetlerinden aklımı kaçırmış olmalıyım ki yattığım virahaneden saçlarıma dolanıp, irkilmemle kaçan kertenkeleyi bir yumrukta kanlı duvar posteri  yapmıştım. Dolgu yapmak imkanı olmadığından çürük ancak sağlam köklü bir dişim çekilmişti. Halbuki dolgu ile kurtulabilirdi. Nöbetler harp bölgesi olduğu icin kesintisiz 48 saat idi. Koltukta uyurduk ama yakarcalar uyandırırlardı. 7 gün 24 saat görev başındaydık. Bazı genc muazzafların şımarıklıklarıda cabasıydı. Tabi ordu evleri subay hanımlarının tatil yaptığı yerlerdi. Ne biçim harp bölgesiyse!

Zavallı Türk askeri Kıbrısın o sıcağında kışlık yün elbise ile izine çıkıyordu. Gereksiz sira dayağı. Aşırı sıcak, klimasız koğuşlar. Uzun nobet saatleri. Kaç tanesi kendini vurdu/astı. Sıkıysa şikayet et  anında yakarlardı adamı.  Bazıları sırf istirahat almak için bir vicdansız dişçinin yanlış yönlendirmesiyle üç dört dişini birden çektiriyordu. Bunu yapan vicdansızda malesef asteğmendi. Dişci asteğmen. Diş çekmede ustalaştırıyordu kendini mehmetçiğin üzerinde. Durumu fark ettiğimi görünce elde olmadığından,  malzeme yokluğundan dem vurdu. Kim bilir belki doğruyu söyledi ama bu yaptığını mazur gösteremezdi.  Benden başka bu durumu gören üst rutbe bir subay yok muydu?

Özetle, solcu hain çakallar bir yana, Atatürkçü geçinenlerin çoğunun zeka seviyesi moron düzeyindeymiş, korkaklarmış. Eeee sadece  şiir okuyup topuk vurmakla olmaz. Belki de korkaklıklarını böyle gizliyorlardı. 

Ahlak, cinsel ahlak değil,  zaten yoktu pek, göstermelik yada salaklık kokan bir şeyler vardı. Bir gün ne hikmetse asteğmenlerde yemeğe davet edildi. Şaşırdık ama sonra anladık ki cebimizdeki paraya göz dikmişler. Piyango cekimi için hepimizden para topladılar. Bilet aldık.  Sonra kazanan numara açıklandı. Amanın, benim numara. Daha elimi kaldıramadan bir baktım başka torpilli bir subaya ikramiye alel acele veriliyor. Yanımdaki arkadaşlara numarayı gösterdim. Itiraz et dediler ama etmedim. Belli ki bu düzmece iş bizim paralarla daha büyük meblağ toplamak içinmiş. İtiraz etsem başıma dertden başka bir sonuç açılmaz. Bir sürü çakal bir arada. Hiç ses çıkarmadım ve orayı terk ettim. Tezkerimi aldığımda hastaydım ve inanın ayakta zor duruyordum. Havaalanında meserya ovasına baktım ve Allah bana bir daha buraya gelmeyi nasip etmesin diyerek Kıbrıstan ayrıldım. O günden beri de bir daha Kıbrısa gitmedim. Kıbrıs adası  değildi sorun.

Ki ben orduya büyük bir heyecan ve coşkuyla katılmıştım. Söndüm ve bunu, elbette var,  bir kaç gerçek ve zeki vatan perver muvazzaf subayla da konuştum. Hak verdiler. Türkiyede böyle değil filan dediler. 

Acı gerçekler çivi gibi battı vatan sever bağrıma. Bazı yoz sığırlarda diyor ki katlanacaksın. Niye sikayet ediyorsun? Bizde yaşadık diyorlar. Belliki beklentileri var. Bunların çoğu sonradan hırsız ve işbirlikçi olmuşlar, duydum. 

Şanlı Türk milleti bir ben mi yaşadım gördüm bunları, yoksa başkaları da var mı? Gerçi beni ilgilendirmiyor artık, yeter ömrümüz böyle ziyan oldu.  Keşke Norveçli olsaydım. 

Sağım solum sobe, evi olmayanlar sıçan deliğine...🤯

6 Şubat 2019 Çarşamba

TÜRKLERIN ARAPLAŞTIRILMASI

KILIÇLA HÜKMEDENE KILIÇLA HÜKMEDİLECEKTİR.


YEŞUA.

ARAPLARIN TÜRKLERE UYGULADIĞI SOYKIRIM

680 yıllarında Orta Asya'da İpekyolu üzerinde bulunan Türk atalarımız demiri, altını işleyebilmekte ve İpek yolu üzerinde yapılan ticarete hakim olup çok zengindirler. Ayrıca, uygarlık işareti olan zengin bir dilleri ve Göktürk alfabeleri vardır. Buhara, Semerkant ki Semerkant Farsça zengin şehir demektir-gibi şehir devletleri halinde uygarca yaşamaktadırlar.

Araplar ise Arabistan çöllerinde yoksul bir biçimde bedevi halinde yaşamaktadırlar. Türklerdeki bu zenginlikleri gören Araplar çok vahşi Türk katili Kuteybe bin Müslim'i Türklerin varlıklarını elegeçirmek üzere görevlendirmişlerdir. Kuteybe bin Müslim, ilkönce Türk Kırbaç Hatun'un yönettiği Buhara kentine saldırmıştır. Kırbaç Hatun öteki Türk beyliklerinden yardım istemiş ama hiçbir Türk beyliğinin Kırbaç Hatun'a yardıma gelmemeleri üzerine Kuteybe Buharayı alıp Türk atalarımızı köleleştirmekle işe başlamıştır. Başka Türk beyliklerinden Türk kafası getirenlere kelle başına yüzlerce dirhem gümüş vaadinde bulunmuştur. Küteybe, katlettiği her bir Türk yiğidinin evini ve mallarını, Arabistan'dan getirttiği bir bedevi aileye vermiştir. Katlettiği Türk yiğitlerinin çocuklarını köle ve kadınlarını da cariye olarak vermiştir. Kuteybe kalettiği Türk yiğitlerinin kanı ile değirmen taşı döndürmüş ve demiştir ki: Vallahi şayet benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar vakit kalmış olsa bunu derdim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün ) derdim demiştir.

Araplar, Kuteybe'nin yaptıklarıyla yetinmemişler daha başka cellatlar göndererek M.S 680-750 yılları arasında tam 70 yıl Türkleri mahvetmişlerdir. Bu 70 yıl Türklerin felaket yıllarıdır.

Arapların Türkler üzerinde yaptıkları, 70 yıl sürdürdükleri soykırımın bir kısmı aşağıda sıralanmıştır:

1- 100.000’in üstünde Türk katledilmiştir.
2- 50.000’in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın her şeyi talan edilmiştir.
4- Tüm zenginlikler , tarihi yapıtlar yok edilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan “Talkan Katliamında” 40.000 Türkün kesilerek 24 kilometre yol süresince ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)
6- Aynı şekilde “Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk'ün kafaları kesilmiş, nehrin suyu kıpkızıl olmuş , akan Türk kanı ile değirmen taşları döndürülmüş;Türk cesetleri yolların kenarındaki ağaçlarda sallandırılarak bu yollarda resmi geçit merasimleri yapmışlardır.
7- “Teslim olursanız canınız bağışlanacak” sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş, “Şeriat söz tanımaz” denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet ele geçirmişlerdir.
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden bile görmemişlerdir.
10- Bu tarihi gerçekler “islam etkilenmesin” düşüncesiyle gizlenmekte, söz edilmemektedir.
11-Çaygan Kuteybe’den yardım diledi.Çünkü Camhüd meliki her zaman gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan’ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş tutsak aldılar. Kuteybe emretti hepsini öldürdüler. (Ziya Kitapçı,Syf-349-350)
12-El Biruni'nin anlattığına göre Araplar Göktürk yazısıyla yazılan eserleri tahrip etmişler; Alper,Tekin, Asena, Buğra gibi Türk isimlerinin atılıp Ahmet, Mehmet, Hatice Ayşe, Hasan, Hüseyin, Ali  gibi Arap isimleri kulanmayı, Türkçe yerine Arapça ve Götrük alfabesi yerine Arap Elibe'sini kullanmayı önermişlerdir.  Eğer ayrı ayrı beylikler halinde yaşayan atalarımız birlik olsalardı Araplar Türkler üzerinde böyle bir soykırım uygulayamazlardı.                             
                                                                                                        Not: Yukarıdaki anlatımlara İnanmak istemiyenler, Arap Tarihçi Taberi'nin Tarih-i Taberi-cilt 3-Sayfa 343-344-347-349-350; Ziya Kitapçı'nın İslâm Tarihi ve Tükler kitabı ile Türk bilgin El Biruni'yi okusunlar.

KİTAPÇILARDAN SORABİLİRSİNİZ...


13 Ocak 2019 Pazar

DİN ARAMAK TANRIYI ARAMAK DEĞİLDİR

Biz özgür olmaya çağrıldık. Ancak özgürlük nefsani benlik için fırsat olmasın. Kötüye kullanılabilme derecesinde bağımsız bir özgürlük vardır. Fakat buna anarşi denir, özgürlük doğru yolu seçmeniz içindir. Aklınıza her geleni yapamazsınız. Canınızın çektiği her şeyi alamazsınız.

Ruhunuz esas kimliğinizdir. Ruhunuz özünüzdür. Tanrının size verdiği ve size kendini ve Tanrıyı bilme yeteneğini sunan Tanrısal özünüzdür. Yani sizin kendinizdir. Zihniniz doğduğunuz andan itibaren yüklendiğiniz kimlik şartlanmaları dır. Yanılsamalarla doludur. Ruhunuzun kontrolünü zihninize bırakmayın. Zihniniz beyninizin bir ürünüdür ve beyinle birlikte yok olacaktır ama ruhunuz kalıcı olandır. Ruhunuz zihninizin hakimiyeti altına girip nefsani yete saparsa körelir. Işığı söner ve zayıflar öyle ki ileri derecede nefsani sapmalarda karanlığa yenilir ve sonuçta yok olur. Bu türden kötülükte ileri gidenler yaşayan ölülerdir ve fiziksel ölümle birlikte ruhlarda farkında olma, kendini bilme özelliğini kaybedecektir

Kurtuluş çağrısı tüm insanlaradır. İnsan kurtuluş davetini kabul edebilir, umursamayabilir, ret edebilir ya da bu daveti yapanlara düşman olur çünkü kötülükleri ışıkta herkese görünür hale gelecektir.

Bir kez Kutsal Ruh çemberine alınmış oldukları halde yoldan sapanları yeniden tövbe edecek duruma getirmek mümkün değildir. Tanrı onlardan bu özelliği geri alır. Varlıklarını ebedi yaşama kavuşturacak olan maya onlardan geri alınır ve yok olurlar.

Doğru kişiler neredeyse yok. Anlayan kimseler yok gibi. Gerçeğin Tanrısını arayan yok mu?

Çoğu insan, yolcu doğru yoldan ve kendi özünden saptı. Tümü neredeyse, yararsız varlıklar oldu. İyilik edenleriniz yok gibi. Sizler, çok büyük bir çoğunluğunuz bu zamanlarda içinde yaşadığınız suçlardan ve yanlışlardan ötürü ruhen ölüsünüz. Ruhlarınızı öldürdünüz. Yanlışta ısrar ederek varacağınız yer ebedi ölümdür. Sırf vicdanlarınızı rahatlatmak için bir din aramak, kendi kendinize günahlarınızın affolunacağı muskalara, yada boş kabirler, yerlere ve şer kurnazı din adamı görüntüsü verenlere yönelmek azap çocukları olmaktan, ilahi adaletten sizleri kurtaramaz.

Din aramak Tanrıyı aramak değildir. Hele ki nefsaniyetlerini din yapan iblisler, başkalarının özgür iradeleri ile gerçekleri öğrenebilmesini yalan ve iftira ile fesat ve kin ile engelleyen şeytanlar, bilin ki,  ateşle ilgili ayetler esasta sizleri bekliyor...ateşe doğru koşuyorsunuz ama biz sizi ışığa, yaşama çağırıyoruz. Size inanan cahiller ise toprağın bağrında uyandırılmayacak ve yok olup gideceklerdir.


Kadim Yazıtlardan...

MESSAGES FROM YESHUA


NEW GENERATIONS 
Along with the new generations coming, the old are replaced and, with this replacement, will come the new perceptions. As the new generations replace the old generations, believes will also be replaced. In fact, new generations will be cleverer but more mechanical. More energetic, more perceptive, but, more egoistic as well. Religions will be left, and people will believe in a sort of Source but will be living more mechanical, more isolated lives. They shall get lonely.
Yeshua.

9 Ocak 2019 Çarşamba

DEMOKRASİ VAZGEÇİLMEZDİR

ÖZEL YAŞAMLAR DOKUNULMAZDIR

Kominizm, nasyonel sosyalizm, kutsal din devleti büyük bir aldatıcı ön görünüştü, gerçek bu ön yanılsamalarının arkasında saklıydı. Tamamen gücü ele geçirmek, nihai hedefi sadece kendileri için gücü ele geçirmek olan şeytanlarin bir aldatmacası. Geri kalan herkes önemsiz figüranlardı. Bir taktik meselesiydi. Arzu edilen sonucu elde etmek için  kendilerine de görünüşte bazı kısıtlamaları koydular. Böylece akılcılık kominizm, nasyonel sosyalizm yada dini yönetim altında kölecilik fikrine dönüştü.

Evet, politikacıların tümü kendilerini halkın hızmetkarı olarak adlandırır. Hangi taraftan olurlarsa olsunlar bu değişmez ama patron gibi davranırlar. Sanki seçmenler onlara çalışan hızmetlilerdir. Kendilerini, biz sizin için varız diye takdim ederler ancak hoşnutsuz tebalarına neyi nasıl yapacaklarını dikte eden krallar, kraliçeler gibi davranırlar. Halkın seçtiği meclis ile yönetilen Cumhuriyetlerde de bu  hükümetin ya da daha kötüsü tek bir adamın gizli veya açık diktatörlüğünde olursa yine durum böyledir. Yönetenler kendilerinin halktan farklı ihtiyaçları olduğunu düşünürler. Sonuç olarakta kendi güçlerini artırmak için zenginliklerini artırmak yoluna giderler. Uygun olduğunu düşündükleri tüm zenginlikleri halktan toplarlar. Yönetenler teorik olarak  toplumların temsilcileridir ama gerçekte onları toplumlarını hayallerini kurdukları şahsi projelerini gerçekleştirmek için birer alet olarak kullanırlar.

Insanoğlu sahip olduğu ya da sahip olduğunu farz ettiği  her yetkiyi ve gücü kendi menfaatleri için kullanmayı öğrenir. Halkın parası ve halkın imtiyazlarını tamamen kendi menfaatleri doğrultusunda kullanacaktır. Servet kaynaklarını keşfedecek ve onlara sahip onları baskı altına alacaktır. Onları hem suçlayıcı tahriklerde bulunacaklar aynı zamanda birer alet gibi kullanacaklardır. Sezar'ın dedigi gibi: Para ile adamlar tutacağız ve o adamlarla daha çok para elde edeceğiz.

Hakim, doktor yada idareciler olarak yetkin ve dürüst insanlar bulup atamakta tamamen yeterli değildir. Menfaat duygusunun insan zihni üzerindeki etkisi bilinen bir gerçektir. Mevki sahiplerinin yargıları bu duygu ile sarılıdır. Dolayısıyla hiçbir zaman insanlara yüzdeyüz gevenilmez. Batı tipi insan hak ve özgürlüklerine saygılı demokrasilerden taviz verilmemelidir.

Yaşamın kendisi politikacılardan daha doğru bir rehberdir. Bu nedenle insan hak ve hürriyetlerine karşı daha hassas olan batılı hükümetler  ahlaki hataları kendi başına bırakmıştır. Bunun yerine yirmibirinci yüzyılda demokratik vatandaşlık otoriteden iyileştirici mesajlar almak anlamına gelmiştir. Herkesin yaşam tarzı kendine aittir ve bunlara müdahale , kominizm, kapitalizm, din ya da milliyetçilik adı altında olsun totaliterizmi getirir. Elbette kimse ön yargıyı, hırsızlığı, alkolizmi ya da cinsel sapkınlıkları savunmaz. Tabi kendisi de bunlara aşırı meyilli değilse. Ancak politikacıların işi demokrasilerde ahlak bekçiliği değildir. Bekçileri kim denetleyecek? Kominizmde olsun din devletlerinde olsun ya da bunların türevlerinde olsun kendisi gibi olmayanları kendisi gibi olmaya zorlamak, bunu bir hak olarak görmek, farklı değer yargılarının olabileceğini red etmek vardır. Yöntemler faklıdır ancak kişinin yaşam tarzına olumlu yönlendirme özendirmesi ve bilimsel eğitimler dışında direk, cebri müdahale olan yerde demokrasi olmaz. Insan hakları evrensel beyannamesi esastır.  Batı tipi demokrasiler bu yüzden vazgeçilmezdir. Özel yaşamlar bu yüzden dokunulmazdır.

15 Kasım 2018 Perşembe

RUHSAL KALP

Manevi konular geçtiğinde bahsedilen bir kalp vardır.  Kalpten söylemek, kalp gözünün açılması, kalp temizliği vs. Nedir bu kalp? Biyolojik kalbimiz mi?

Bu kelime ile kast edilen ruhsal kalptir yani bizlerin asıl benliğimizdir. Kastedilen biziz. İçimizdeki duygu ve düşüncelerimizin mahremiyeti ki bizden başka onları sadece Tanrı bilmektedir. Tanrı için bir ağacın görünen gövde ve dalları, yaprakları kadar görünmeyen kökleride aynı derecede önemlidir. İnsanlar sizin dış görünüşüze bakar ama Tanrı kalbinize, yani bütününüze. Bu kalpten yaşamın tüm dokuları çıkar. Bu sebeple ağzınızdan çıkan her şey kalbinizden yayınlanmaktadır. Tüm kötülükler; cinayet, tecavüz, zina, fuhuş,  hırsızlıklar, yalancılık, hasetlik, gerçeğe şahitlik etmemek, dolandırıcılık kirli kalplerden çıkar.

Bu kalp yaşamın ruhsal merkezidir. Tüm duyguların,  düşüncelerin, niyetlerin, isteklerin, anlayışın ve karakterlerin ikamet ettiği bu ruhsal merkez bizlerin kalp diye bahsettiğimiz merkezdir. Kalbi saf insan demek lekesiz bir insan demektir. Tüm olumsuzluklardan aşkın kalbi tamamen Tanrı sevgisiyle dolu olan insanı kamildir. Gerçeğe ermiş insandır.

Gerçeğe ermiş insanın Tanrıya bakışında ikilik, şüphe olmaz. Saf bir kalpte iki yüzlülük olmaz. Kurnazlık olmaz. Art niyet olmaz. Saf kalpler saydamdır ve ödünsüz  her şeyde Tanrıyı memnun etme arzusu taşırlar. Bu saflıkları dış görünüş ve davranışları ile birlikte onlarıda aşan bir içselliktedir

Saf kalpler Tanrının her yerde olduğunu bilir ve bu anlamda kendi içlerinde olduğunu da bilirler. Tanrının her şeyi görüp, duyduğunu bilirler ve bu farkındalıkları süreklidir. Bunu bir an bile unutmamak gayreti içinde olurlar. Bu nedenle de sık olarak dua ederler. Duaları içsel ve samimidir. Gösteriş ve riyadan uzaktır. Onlar bilirler ki kendi saf kalpleri dahil her yerde ve her şeyde olan Tanrıyı başka bir yerde, gökyüzünde veya yeryüzünde ki belli yerlerde aramak Tanrıyı inkar etmektir. Tanrının kendi içlerinde de var olduğunu inkar etmek aslında putlara tapmaktır. Onlar bunun yani gerçeğin tam bilincindedirler ve Tanrıya olan bağlılıkları bu gerçek temelinde yükselir.

28 Temmuz 2018 Cumartesi

YENİ DÖNEM

İnsanların çoğu Tanrı konusunda ciddiyetten çok uzaktır. Başlarına gelenlerden dolayı Tanrıyı yargılarlar.  Kim onlara Tanrıyı yargılama hakkını verdi? Böyle bir hak yoktur. Tanrıyı yargılayamayız.  Tanrıyı sorgulayamayız.

Bu günlerde Tanrının insanları kendileri ile başbaşa bıraktığı insanların büyük çoğunluğunun yanlışa gitmesinden belli oluyor bu da bir ciddi karmaşa ve büyük bir yargı ve cezanın gelişinin habercisi gibi.

Şimdi, bedenlerimiz mabetlerimiz, ruhlarımız pencerelerimiz, zihinlerimiz rehberlerimiz, hayvani güdülerimiz kurban edeceğimiz şeylerdir.

Günde birkaç kere fiziksel kurbanlar sunamayız ama birkaç kere dua edebiliriz, günde birkaç kere mabetlere gidemeyiz ama birkaç kere ruhlarımıza dokunabiliriz. Eksikliklerimize kefaret olarak hayvanları kurban etmek yerine kendi hormonlarımızdan doğan şehvetlerimizi, tutkularımızı ve hayvani dürtülerimizi yılda bir kere değil ama günde birkaç kere kurban edebiliriz.

Tanrıyı -bizim dışımızda bir Tanrı yok inkarına gitmeksizin- içimizde bulmamız ve dramatik dış seremonileri terk ederek yerine içsel, kişisel deneyimler yaşamamız Tanrının asıl planıdır. Tanrının huzurunu kalplerimizle, zihinlerimizle ve çevremizde olan her şeyle birleştiren tamamen yeni bir dönemin açılışı ve böylelikle Tanrının kendini insanoğluna biraz daha fazla yaklaştırarak yeni bir temeli asıl mabet olarak kurması.

http://lolanli.blogspot.com

25 Temmuz 2018 Çarşamba

MORAL LAWS

Based on the reasoning mind and the divine love, honest and respectable men and women throughout time have proclaimed the moral principles of Divine law. For this same reason, the elements of moral law are found in every nation or ethnic group that has progressed above the level of barbarians, although these elements may be incomplete or corrupted by ignorance and superstition.

SAĞIM SOLUM SOBE...

Hayatımdan bir kesit... Hadi bunlar böyle, obez, yalancı, iyide 80 lerden beri asker, devlet, hükümetler bunların neden yuvalanıp her ...